Sitedeki Yeriniz : Ana Sayfa » Haberler » Hoş gelmişsiniz

Hoş gelmişsiniz

 Fotoğraf


Hoş geldiniz! Hoş geldiniz!

HOŞ GELDİNLERLE GEÇEN ZAMAN, KİMİN EKMEĞİNDEN ÇALIYOR?


Mehmet Avşar | Köşe Yazısı

Türkiye’de bir bürokrat ya da siyasetçi yeni bir göreve atandığında, çoğu zaman makamın kapısı hizmet üretmek isteyenlerden önce ziyaretçilerle doluyor. Tebrikler, hoş geldin ziyaretleri, hatıra fotoğrafları, sosyal medya paylaşımları ve protokol görüntüleri…

Günler geçiyor, haftalar geçiyor. Makam sahipleri bir yandan ziyaretçilerini ağırlıyor, diğer yandan bu ziyaretler sosyal medyada adeta bir başarı göstergesiymiş gibi sunuluyor.

Peki, bütün bu yoğunluğun sonunda vatandaşın hayatında ne değişiyor?

İşte asıl sorulması gereken soru budur.

Bir makama atanmak, yeni bir unvan kazanmak ya da makam koltuğuna oturmak, tek başına başarı değildir. Başarı; o makamın sorumluluğunu taşımak, sorunları çözmek, insanların hayatına dokunmak ve geride somut hizmetler bırakmaktır.

Çünkü makamlar ziyaret edilmek için değil, hizmet etmek için vardır.

ZAMAN, VATANDAŞIN EMANETİDİR

Zaman, geri getirilemeyen en kıymetli hazinedir. Harcanan para yeniden kazanılabilir, kaybedilen bir fırsat başka bir gün yeniden yakalanabilir. Ancak boşa geçirilen zamanı geri getirmek mümkün değildir.

Bir bürokratın ya da siyasetçinin saatleri, yalnızca kendisine ait değildir. O makamın arkasında kamunun beklentisi, vatandaşın vergisi ve çözüm bekleyen binlerce sorun vardır.

Bir köyde içme suyu bekleyen vatandaş, hastanede sıra bekleyen hasta, iş arayan genç, geçim derdindeki emekli, çocuğuna bir öğün yemek hazırlamakta zorlanan anne…

Hepsinin gözü, kendilerine hizmet etmekle sorumlu makamlardadır.

İşte bu nedenle kamu görevinde boşa geçirilen her saati, yalnızca kişisel bir zaman kaybı olarak değerlendiremeyiz. O saatlerde çözülebilecek bir sorun erteleniyor, hazırlanabilecek bir proje gecikiyor, vatandaşın hayatına dokunabilecek bir hizmet beklemeye alınıyorsa bunun bedelini toplum ödüyor.

Daha da açık söyleyelim: Bir makam sahibinin gereksiz törenler ve bitmek bilmeyen ziyaretlerle tükettiği zaman, ihtiyaç sahibinin sofrasına ulaşabilecek bir hizmetin gecikmesine neden olabilir. Bu yüzden boşa harcanan her dakikayı, yoksulun ve yetimin ekmeğinden eksilen bir pay kadar ağır bir sorumluluk olarak görmek gerekir.

Bu, her ziyaretin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Elbette istişare önemlidir, vatandaşla buluşmak gereklidir, kurumlar arasında iletişim kurulmalıdır. Ancak ziyaret, hizmetin önüne geçtiğinde amacından uzaklaşır.

Ancak ne garip bir durum ki vatandaş da yeni atanan bir bürokrattan veya bir siyasetçiden hizmetten çok onu ziyaret etmekle meşgul oluyor çoğu zaman onunla bir fotoğraf karesi paylaşmak için adeta sıraya giriyor.

LİYAKAT YOKSA HİZMET DE AKSAR

Meselenin bir başka önemli boyutu da liyakattir.

Bir ülkenin kalkınması, yalnızca yeni binalar yapmakla, yeni makamlar oluşturmakla ya da görevlere yeni isimler atamakla mümkün değildir. Kalkınmanın temelinde doğru insanı, doğru göreve getirmek vardır.

Eğitimli, alanında uzman, deneyimli, çalışkan ve sorumluluk sahibi insanlar hak ettikleri görevlere getirildiğinde kurumlar güçlenir. Kararlar bilgiyle alınır, kaynaklar doğru kullanılır, sorunlar daha hızlı çözülür.

Ancak bir göreve atanmada bilgi, birikim, tecrübe ve yetkinlik yerine başka ölçütler belirleyici olduğunda, bunun zararını yalnızca kurumlar görmez. Bedelini doğrudan vatandaş öder.

Çünkü her yanlış atama, potansiyel olarak geciken bir hizmettir. Her ehil olmayan yönetim anlayışı, kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına ve toplumsal güvenin zedelenmesine yol açabilir.

Devlet yönetimi bir sadakat gösterisi değil, sorumluluk alanıdır. Kamu görevi, kişisel yakınlıkların veya çevresel ilişkilerin ödüllendirileceği bir makam değil; bilgi, beceri ve liyakatin esas alınması gereken bir hizmet alanıdır.

Hak edenin hak ettiği göreve gelmesi, yalnızca o kişinin başarısı değildir. Aynı zamanda vatandaşın hakkının korunmasıdır.

SOSYAL MEDYA GÖRÜNTÜLERİ DEĞİL, SOMUT SONUÇLAR

Bugün birçok göreve başlama sürecinde benzer görüntülerle karşılaşıyoruz. Makam ziyaretleri peş peşe sıralanıyor, fotoğraflar paylaşılıyor, tebrik mesajları yayımlanıyor. Kimin kimi ziyaret ettiği, kimin hangi makamda ağırlandığı gündem oluşturuyor.

Peki, aynı yoğunluğu hizmet çalışmalarında görebiliyor muyuz?

Yeni göreve başlayan bir yöneticinin ilk açıklaması, kaç kişinin kendisini ziyaret ettiğini değil, hangi sorunlara öncelik vereceğini anlatmalı. İlk gündemi, fotoğraf kareleri değil, önündeki dosyalar olmalı. İlk hedefi, makamının görünürlüğünü artırmak değil, sorumluluk alanındaki sorunları tespit edip çözüm takvimi hazırlamak olmalı.

Vatandaş, bir yöneticinin kaç kişiyle fotoğraf çektirdiğini değil, hangi sorunu çözdüğünü bilmek ister. Kaç ziyaretçi ağırladığını değil, kaç insanın hayatını kolaylaştırdığını görmek ister.

Sosyal medya, yapılan hizmetleri duyurmak için elbette kullanılabilir. Ancak hizmetin kendisi, paylaşımın gölgesinde kalmamalıdır.

Bir okulun ihtiyacı giderilmişse, bir köyün yolu yapılmışsa, bir kurumun işlemleri hızlanmışsa, bir vatandaşın yıllardır çözülemeyen sorunu çözülmüşse işte o zaman paylaşılmaya değer bir başarı vardır.

Çünkü gerçek başarı, fotoğrafların sayısıyla değil, çözülen sorunlarla ölçülür.

MAKAMIN AĞIRLIĞI, SORUMLULUĞUN BÜYÜKLÜĞÜNDEN GELİR

Bir bürokratın ya da siyasetçinin değerini, makam odasının büyüklüğü, ziyaretçi trafiğinin yoğunluğu veya sosyal medyadaki görünürlüğü belirlemez.

Onun gerçek değeri, kendisine emanet edilen görevi ne kadar iyi yaptığıyla ölçülür.

İyi bir yönetici, zamanını planlar. Ziyaretlere de yer verir, istişareye de önem verir; ancak asıl mesaisini işine ayırır. Ekibini kurarken yetkinliği gözetir, kararlarını bilgiyle destekler, eleştiriye açık olur ve hesabını verebileceği sonuçlar üretir.

Göreve yeni başlayan bir yöneticinin önünde büyük bir fırsat vardır. İlk günlerden itibaren kurumun ihtiyaçlarını tespit etmek, çalışanları dinlemek, sahaya çıkmak, vatandaşın sorunlarını öğrenmek ve uygulanabilir bir çalışma programı hazırlamak…

İşte gerçek başlangıç budur.

Bir makam sahibinin ilk yüz günü, yüzlerce ziyaretin ve binlerce fotoğrafın birikmesiyle değil, ortaya koyduğu hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için attığı adımlarla anlam kazanır.

BİR YETİMİN EKMEĞİNDEN DAHA KIYMETLİ NE OLABİLİR?

Bu ülkenin kaynakları sınırsız değil. Kamu bütçesi de, insan gücü de, zaman da değerlidir. Bu değerleri korumak, her kamu yöneticisinin asli sorumluluğudur.

Bir tarafta geçim mücadelesi veren aileler, çocuklarının geleceği için kaygılanan anne babalar, iş bulamayan gençler ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar var.

Diğer tarafta ise çözüm bekleyen sorunlar, kullanılmayı bekleyen imkânlar ve hayata geçirilmesi gereken projeler…

Böyle bir tabloda hiçbir makam sahibi, zamanın kıymetini göz ardı etme lüksüne sahip değildir.

Elbette bir tebrik ziyareti tek başına israf değildir. Ancak aynı ziyaretler alışkanlığa dönüşüyor, günün önemli bir bölümü protokole ayrılıyor ve asıl işler erteleniyorsa artık bunun üzerinde düşünmek gerekir.

Çünkü kamu görevi, kişisel itibarı büyütme alanı değil, toplumsal faydayı artırma sorumluluğudur.

Bir yöneticinin harcadığı zamanın karşılığında ne ürettiği sorulabilmelidir. Bir kurumun kaynaklarının hangi sonuçları doğurduğu açıklanabilmelidir. Bir göreve getirilen kişinin başarısı, unvanıyla değil, ortaya koyduğu performansla değerlendirilmelidir.

Zamanı korumak, kamu kaynağını korumaktır. Liyakati korumak, vatandaşın hakkını korumaktır. Hizmet üretmek ise devletin vatandaşa karşı sorumluluğunu yerine getirmektir.

ARTIK HOŞ GELDİNLERDEN ÇOK, HİZMETLERİ KONUŞALIM

Elbette yeni göreve başlayan yöneticilere başarı dilemek, onları ziyaret etmek ve tebrik etmek toplumsal hayatın doğal bir parçasıdır. Burada eleştirilmesi gereken, nezaketin kendisi değil; nezaket ziyaretlerinin hizmet mesaisini gölgede bırakmasıdır.

Gelin, yeni göreve başlayan bir yöneticiden beklentimizi değiştirelim.

Ona kaç kişinin hoş geldin dediğini değil, kaç soruna çözüm ürettiğini soralım.

Kaç fotoğraf paylaştığını değil, kaç projenin temelini attığını konuşalım.

Kaç kişiyi makamında ağırladığını değil, kaç vatandaşın derdine çare olduğunu değerlendirelim.

Ve en önemlisi, o makama kimin geldiğinden önce, o kişinin o görevi hangi bilgiyle, hangi tecrübeyle ve hangi liyakatle yapacağını sorgulayalım.

Çünkü devlet yönetiminde asıl olan makam değil, emanettir. Asıl olan görünmek değil, çalışmaktır. Asıl olan alkışlanmak değil, sonuç almaktır.

Unutmayalım: Bir ülkede zaman doğru kullanılıyor, eğitim ve liyakat esas alınıyor, insanlar hak ettikleri görevlere getiriliyor ve kamu kaynakları vatandaşın ihtiyaçları için değerlendiriliyorsa kalkınma da hızlanır, toplumsal güven de güçlenir.

Aksi hâlde makam odalarının kapıları ziyaretçilere açık olsa bile vatandaşın sorunlarına kapalı kalabilir.

Hoş geldin ziyaretleri bir gün biter. Fotoğraflar zamanla unutulur. Ama yapılmayan hizmetin, çözülemeyen sorunun ve bekletilen vatandaşın hesabı geride kalır.

Mehmet Avşar olarak benim çağrım açık:

Makamları ziyaret trafiğiyle değil, hizmetle dolduralım. Görevleri unvanla değil, liyakatle dağıtalım. Zamanı gösterişle değil, üretimle değerlendirelim.

Çünkü bu ülkede boşa harcanacak tek bir dakikamız bile yok.

Ve unutmayalım; o dakikalar bazen bir yetimin sofrasına konulacak ekmek, bazen bir hastanın beklediği şifa, bazen de geleceğini kurmaya çalışan bir gencin umududur.


20:08, 27.10.2026


Haber Yorumları

DOĞU GÜNEŞİ GAZETESİ ARDAHAN'DA GÜNLÜK YAYIN YAPAN MÜSTAKİL VE SİYASİ BİR GAZETEDİR. İLETİŞİM; SAHİBİ VE GENEL YAYIN YÖNETMENİ MEMET AVŞAR; 05414757500