Beyaz Et Sektöründün Acımasızlığı Kayyumu Zorunlu Kılldı
Yazan: Mehmet Avşar
Türkiye’de beyaz et sektöründe faaliyet gösteren 13 şirkete kayyum atanması, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bu gelişme, sadece hukuki bir sürecin sonucu olarak değil, aynı zamanda milyonlarca vatandaşın mutfağını doğrudan ilgilendiren ekonomik ve sosyal bir mesele olarak da değerlendirilmelidir.
Zira beyaz et, dar gelirli vatandaşın en kolay ulaşabildiği hayvansal protein kaynaklarından biridir. Kırmızı et fiyatlarının sürekli yükseldiği bir dönemde tavuk eti, birçok ailenin sofrasındaki temel besin haline gelmiştir. Böyle bir sektörde yaşanan olağanüstü gelişmeler, doğal olarak şu soruları akla getiriyor:
Fiyatlar bilinçli olarak mı yükseltildi?
Piyasada manipülasyon mu yapıldı?
Rekabet koşulları ihlal edilerek tüketici mağdur edildi mi?
Elbette bu soruların kesin cevabını verecek olan yargı mercileri ve ilgili denetim kurumlarıdır. Ancak toplumun bu soruları sorması da en doğal hakkıdır. Çünkü son yıllarda vatandaş, gıdada yaşanan ani fiyat artışlarının yükünü omuzlarında taşımaktadır.
Eğer kayyum atamaları; mali usulsüzlükleri, haksız kazancı, piyasa bozucu davranışları önlemek ve üretimi şeffaf bir zemine taşımak amacıyla gerçekleştirilmişse, bunun toplum adına olumlu sonuçlar doğurması mümkündür.
Peki, bu şirketlerin denetim altına alınması halk yararına ne sağlayabilir?
Öncelikle fiyat istikrarı sağlanabilir. Üretim ve dağıtım süreçleri şeffaf hale geldiğinde, tüketicinin cebini yakan spekülatif fiyat artışlarının önüne geçilebilir.
İkinci olarak haksız rekabetin önlenmesi mümkün olabilir. Küçük ve orta ölçekli üreticilerin piyasada daha adil şartlarda faaliyet göstermesi, sektörün tekelleşmesini engelleyebilir.
Üçüncü olarak gıda güvenliği ve kalite denetimleri daha etkin yürütülebilir. Çünkü toplum sadece uygun fiyatlı değil, aynı zamanda sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişmek istemektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır. Kayyum uygulamaları geçici olmalı, üretim zincirini aksatmamalı ve çalışanların hak kaybına yol açmamalıdır. On binlerce insanın istihdam edildiği bu sektörde atılacak her adım, sosyal dengeler gözetilerek planlanmalıdır.
Öte yandan devletin görevi yalnızca kriz anlarında müdahale etmek değildir. Asıl önemli olan, güçlü denetim mekanizmaları kurarak bu tür sorunların ortaya çıkmasını en başından engellemektir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkin piyasa denetimi; hem üreticiyi hem de tüketiciyi koruyan temel unsurlardır.
Vatandaşın beklentisi nettir:
“Soframıza gelen ürün güvenli olsun, fiyatlar makul seviyelerde kalsın ve kimse halkın ekmeği üzerinden haksız kazanç elde etmesin.”
Beyaz et sektöründe yaşanan bu süreç, sadece birkaç şirketin meselesi değildir. Bu konu; emekçinin mutfağını, emeklinin bütçesini ve çocukların beslenmesini doğrudan ilgilendiren bir kamu yararı meselesidir.
Eğer yürütülen denetimler sonucunda piyasadaki olası usulsüzlükler ortadan kaldırılır, rekabet yeniden tesis edilir ve fiyat istikrarı sağlanırsa, bu süreç toplum adına önemli bir kazanıma dönüşebilir.
Ancak aksi durumda, yani denetimlerin kalıcı çözümler üretmemesi halinde, vatandaşın aklındaki o soru varlığını sürdürmeye devam edecektir:
“Gerçekten piyasa kendi kurallarıyla mı işliyor, yoksa birileri soframızdaki ekmeğin hesabını mı yapıyor?”
Bu sorunun cevabı, yalnızca mahkeme salonlarında değil; önümüzdeki dönemde market raflarında görülecek fiyat etiketlerinde de saklı olacaktır.
Gazeteci – Yazar Mehmet Avşar