RUH VE BEDEN HİKAYESİ
Ben sende konaklar iken,
Sen henüz nâzik ve nâzenîn bir beden idin.
Her gün bir arpa boyu neşv ü nemâ buldukça,
Ben durur, tefekkür eylerdim:
Bu misafirlik acep nereye varır?
Aynalarda gördüm seni evvelâ;
Zülfünü bâd-ı sabâya salmak
Bana ne hoş gelirdi.
Ben,
Gözlerinle temaşa eyledim âlemin mâvisini,
Kulaklarınla işittim hayatın sadâsını.
Kaşlarınla resmettim
Hem ferahı hem gazabı.
Burnunla aldım
Kokuların en vakûrunu: misk ü amberi.
Dişinle ezdim lokmayı,
Damağınla tattım
Lezzetlerin kelâmını.
Dilinle söyledim sözü,
Ellerinle yokladım cihânı.
Kollarınla sarıldım
En ziyâde de gitmesi murâd olunanlara.
Kalbinle sevdim umûr-ı dünyevîyi,
Ayaklarınla gezdim arzı;
Kırları, kasabâtı, karyeleri.
Sendeyken bildim Hâlık’ı.
Ve şimdi…
“Misafirlik hitâma erdi,” dersin.
Bu şitâ-yı siyâhta, bu zifirî zulmette.
Sensiz ben neye yararım?
Ey ehl-i dünya…
Senin varacağın bir toprak vardır:
Ya ot olursun, ya gül.
Ya ben?
Ben rıhle bağlayınca,
Hangi bâba varırım?
Bir daha
Hangi tende konaklarım?
Nereye revân olurum?
Bunu cevaplamak zor mu?
Senin toprağında bana yurt yok mu?
Mehmet Avşar (06-01-2026)